YAGMURA DOGRU

  • 6/9/2006 - Aşkın kokusu Güldür
  •  

    "Seyrimde bir şehre vardım
    Gördüm sarayı güldür gül
    Sultanının tacı tahtı
    Bağrı duvarı güldür gül
    Gül alırlar gül satarlar
    Gülü gül ile tartarlar
    Çarşı pazarı güldür gül..."


    Hani bir gün Alemlerin Efendisi Aişe validemızden bir bardak su ister.Validemiz suyu getirince "Önce sen iç ya Aişe" der.Hz. Aişe suyu içer.Efendimiz bardağı alır ve suyu bardağın validemizin ıçtiği kenarından içer.SU GÜLDÜR O AN, BARDAK GÜLDÜR, DUDAK GÜL..


    Hani validemiz sorar bir gün:
    " Ya Resulallah beni nasıl seviyorsunuz?"
    "Kördüğüm gibi ya Aişe."

    Seneler sonra bir kez daha sorulur aynı soru.Cevap aynıdır:
    "Kördüğüm gibi."

    Peygamber Efendimiz'in dünyada ki son günleridir.Soru tekrarlanır." Beni nasıl seviyorsunuz ya Resulallah?" " Hala ilk günkü gibi ya Aişe..." SORU GÜLDÜR O AN, CEVAP GÜL, GÖNÜL GÜL...


    Muhabbetin Rengi GÜLDÜR,gönüllerin nakşı GÜL
    Aşkın l-kokusu GÜLDÜR,Dostun bakışı GÜL
    o zaman birgüzellikten söz açırsa ilk söz gül olur,
    son söz GÜL
    GÜL alınıp gül satılan pazarlar,GÜLÜN GÜL ile tartırdığı diyarlar vardır.
    Gönüllerde o diyardan bir neşe taşınacaksa söze gülle başlamalı.
    GÜL KOKULARI YAYILMALI HANELERE.

    Yorum ( 22 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 21/8/2006 - YAŞLI KIZILDERİLİ REİSİ
  •  

    YAŞLI KIZILDERİLİ REİSİ
     
     
    kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki 
    köpeği izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve oniki yaşındaki 
    çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup 
    duruyorlardı.
    Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri köpekti 
    bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için biri yeterli gözükürken niye ötekinin 
    de olduğunu, hem niye renklerinin illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak 
    istiyordu artık. O merakla sordu dedesine.
    Yaşlı reis, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı. "Onlar" 
    dedi, "benim için iki simgedir evlat."
    "Neyin simgesi" diye sordu çocuk.
    "İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve 
    kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep 
    bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları."
    Çocuk, sözün burasında, mücadele varsa, kazananı da olmalı diye düşündü ve 
    her çocuğa has bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi:
    "Peki, sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?"
    Bilge reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa:

    "Hangisi mi evlat? Ben hangisini daha iyi beslersem!"

    Yorum ( 3 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 21/8/2006 - Dua...
  • Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 21/8/2006 - Yapıcı Olmak...
  • Yapıcı Olmak.
     
    Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış...
     
    Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş... Ve 
    onu "Renklerin Ustası" anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da; kısaca 
    Ranga Guru derlermiş...
     
    Onun yetiştirdiği bir ressam olan Raciçi ise artık eğitimini tamamlamış ve 
    son resmini yaparak Ranga Guru'ya götürmüş ve ondan resmini 
    değerlendirmesini istemiş...
     
    Ranga Guru ise;
     
    - Sen artok ressam sayılırsın Racaçi.. artık senin resmini halk 
    değerlendirecek. diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve 
    en görünen yerine koymasını istemiş. Yanına da kirmizi bir kalem koyarak 
    halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı 
    bırakmasını istemiş. Raciçi denileni yapmiş... Ve birkaç gün sonra resme 
    bakmaya gittiğinde görmüş ki, tüm resim çarpılar içinde ve neredeyse 
    görünmüyor... Çok üzülmüs tabii. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo 
    kırmızıdan bir duvar sanki.. Alıp resmi götürmüş Ranga Guru'ya ve ne kadar 
    üzgün oldugunu belirtmiş.
     
    Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Raciçi 
    yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru'ya götürmüş. Tekrar şehrin en 
    kalabalık meydanına bırakmasını istemiş Ranga Guru... Ama bu defa yanına bir 
    palet dolusu çesitli renklerde yaglı boya, birkaç fırça ile birlikte... Ve 
    yanına insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı 
    ile birlikte bırakmasını istemiş.
     
    Raciçi denileni yapmiş...
     
    Birkaç gün sonra gittigi meydanda görmüs ki resmine hiç dokunulmamış, 
    firçalar da, boyalar da kullanılmamış... Çok sevinmiş ve koşarak Ranga 
    Guru'ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış..
     
    Ranga Guru ise;
     
    Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara fırsat verildiğinde ne kadar 
    acımasız bir eleştiri sağanaği ile karşılaşabileceğini gördün...
     
    Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı...
     
    Oysa ikinci konumda onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı 
    olmalarını istedin... yapıcı olmak eğitim gerektirir... Hiç kimse bilmedigi 
    bir konuyu düzeltmeye kalkmadı, cesaret edemedi...
     
    Sevgili Raciçi Mesleginde usta olman yetmez, bilge de olmalısın.. Emeğinin 
    karşılığını ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın... Onlara 
    göre senin emeğinin hiç bir değeri yoktur...
     
    Sakin emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartişma...
     

     

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 19/8/2006 - gül
  •  

     

    KIRMIZI GÜL

    Genç adam caddenin kenarında uygun bir yere parketti. Yakınlarda bir çiçekçi dükkanı olduğunu biliyordu. Annesine çiçek gönderecekti. Yaklaşık 300 km uzakta bir şehirde yaşıyordu annesi.Çiçekçiye yaklaştığında kaldırımda ellerini başına götürmüş,sessizce oturan bir kız çocuğu gördü.Yaklaşınca ağladığını fark etti.’’Neden ağlıyorsun’’diye sordu.Kız çocuğu gözlerini umutsuzca kaldırıp cevapladı.’’Anneme bir gül almak istiyorum.Ama param çıkışmadı.’’
    Genç adam gülümsedi.’’Benimle gel.’’sana bir gül alırız.’’Küçük kızın gülünü aldı önce, sonra annesine bir buket ısmarladı. Çıkmak üzereyken, elindeki güle bakıp bakıp sevinen kız çocuğuna isterse eve bırakabileceğini söyledi.Çocuk kabul etti.’’Lütfen’’dedi,beni anneme götürün! ’’Yolu tarif etmeye başladı.Şehrin sakin bir semtine yaklaşmaya başladı araba.Yüksekçe bir duvarı süsleyen geniş kapının açık kanatları arasından yoluna devam etti adam.Buraya yakınlarda pek uğramamıştı.Boy boy selvileri ve rengarenk çiçekleri seyrederek küçük kızın annesini buldular.
    Arabadan inip küçük kızın annesine doğru gidişini seyretti. Elindeki taze gül dalını usulca uzattı küçük kız. Henüz taze olduğu belli olan toprağa itirazsız uzandı gül.Mezar taşına kazılı ölüm tarihini okuduğunda genç annenin henüz birkaç ay önce buraya geldiğini fark etti adam.
    Küçük kızın ağzından dökülen fısıltılı duaları duymaya çalıştı. Taze gül fidanıyla sevindirdiği mahzun kız çocuğunun annesi için bir Fatiha da o hediye etti.Kız çocuğunu annesiyle baş başa bırakarak arabasına bindi.Doğruca çiçekçiye gitti.Annesi için yazdırdığı çiçek siparişini iptal etti.
    On beş dakika sonra, genç adam arabasının burnunu otoyola çevirdi. Annesine gidiyordu.Ön sağ koltuğun üzerinde kırmızı bir gül uzanıyordu.Annesine kendi elleriyle vereceği gül.


    Senai DEMİRCİ (alıntı)

    Yorum ( 3 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    yagmura dogru

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS

    Kategoriler

    Kategori yok

    Arkadaşlarım

  • hilal17
  • sahra1
  • hafis17
  • zahara
  • fuadyusufoglu
  • 01hediyemin
  • DELALEDILEMIN
  • muslumankisiligi
    Sayfa: 1 - Toplam: 6
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa
  • Huzun